BİLGİ İKTİDARI ve ASİMETRİK BİLGİ RANTI: ÖTEKİLEŞMENİN ÖNLENMESİ
Adem KARAKAŞ Salih ALP
ÖZET
Bilgi, sahip olanlar açısından katma değeri yüksek bir kazanım aracıdır. Sahip olan kişi ya da kuruma ayrıcalıklı konum verebilecek düzeyde olan bir bilgi, ekonomik yaşamın tarafları arasında “asimetrik bilgi sorunu”na yol açabilmektedir. “Bilgi”den kastedilen, herhangi bir ekonomik değerin niteliği ile ilgili olan bilgidir. Asimetrik bilgi her ne kadar güncel yaşamın sıradan normal gerçeklerinden biri olarak kabul edilse de bilgiye sahip olmayanlar üzerinde bir tasarrufun sözkonusu olduğu durumlarda incelenmesi ve üzerinde değerlendirmelerin yapılması gereken bir kavram haline gelmektedir. Özellikle bilgiye ulaşma imkanı olmayanlar ve bilgiyi saklayanlar ile bu bilgiyi edinememe neticesinde rasyonel davranışları engellenen aktörler açısından, asimetrik bilgi kavramı ve bu bilgi asimetrisinin azaltılmasına yönelik çabalar önemli hale gelmektedir. Piyasa aksaklıklarının -özellikle monopolist yapıya sahip piyasalarda- ortadan kaldırılmasının sağlanması amacıyla başvurulan regülasyon mekanizması, bilgi asimetrisinin azaltılması için etkili bir yöntemdir. Çalışmanın temel vurgu yaptığı konu da bu noktadır. Bilgi asimetrisinin, ekonomik aktörler arasında kazanç kaynağı olmasının ötesinde, bir üstünlük, rant veya iktidar kaynağı olmasının önlenmesi gerekliliğinin ve asimetrik bilginin pasif kısmında bulunan aktörlerin ötekileştirilmesinin önlenmesine yönelik değerlendirmelerde bulunulmaktadır.
1. Bilgi Kavramı ve Bilginin Ekonomik Değere Dönüştürülmesi
Sözlük anlamıyla; öğrenme-araştırma ve gözlem yoluyla elde edilen kavrayışların tümü olarak ifade edilen bilgi; en genel anlamıyla bireyin akıl-düşünme ve muhakeme yoluyla elde ettiği algı-değer-kavram ve ilkeler bütünü olarak tanımlanabilir (Söylemez, 2006:58-78). Keller ve Tergan’a (2005:5) göre bilgi zihni bir süreçtir, bilen kişi ile bilinen şey (obje) arasındaki zihni durumu açıklamak için kullanılır ve tanımsal olarak enformasyondan farklıdır. Enformasyon, kodlanma, saklanabilme ve en önemli ayrıcalığı olan aktarılabilme özelliğine sahip bilgidir. Aktarılabilir olması, aktif ve geçişken olması nedeniyle bilme sürecinde özneye bağlı olmaktan çıkabilmektedir. Farklı bir açıdan bakıldığında bilgi, eylemde etkin olan sonuçlara odaklanmış bir şeyi ya da bir kimseyi değiştiren enformasyondur (Drucker, 1993:71).
Kavramsal soyutluğuna karşın somuta dönüştürüldüğünde maddi-gayrimaddi katma değeri yüksek olan bilgi, sahip olan(lar) açısından değerlendirildiğinde önemli avantajlar sağlamaktadır. Toplumda, taraflardan birinin avantajının diğerlerinin dezavantajına rağmen gerçekleşmesi durumu, ideal piyasa işleyiş mekanizmasının bozulmasına neden olmaktadır. Bilgi açısından ele alınacak olursa; sahip olunan bilgi, aynı bilgiye sahip olamayanlar üzerinde tasarruf imkanını ortaya çıkarabilmektedir. Bu bağlamda, iktisadi olarak incelendiğinde piyasanın yapısını bozan ve aynı olgu üzerinde taraflardan birinin diğerine oranla daha fazla/farklı bilgiye sahip olması anlamına gelen asimetrik bilgi kavramı ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte başta belirtmek gerekir ki bilgi asimetrisi sosyo-ekonomik hayatın temelinde yer almakta ve gündelik hayatın tam ortasında dinamizmin sağlanmasında etkin rolü oynamaktadır. Bu açıdan bakıldığında bilgi asimetrisi var olan ve varlığı kabullenilmesi gereken bir olgudur. Sosyo-ekonomik hayatın dinamiği etkileşimle gerçekleşmektedir ve modern dünyada etkileşim kaçınılmazdır. Etkileşimin temelinde yatan da asimetridir. Buradan hareketle bakıldığında bilgi asimetrisi kavramı, kötülenecek veya kaygı duyulacak bir kavram olmasından öte kabullenilmesi gereken bir gerçekliktir. Endişe duyulması gereken yönü ise asimetrik bilginin bir iktidar kaynağı olarak sınırsızca kullanılmasıdır. Bilgi gücünü elde edenlerin veya elde tutanların herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın atacakları her adım bir sonraki adımın daha umarsızca ve bencilce atılabilmesine olanak tanıyacaktır. İktidar kaynağı olarak kullanılıp kullanılmaması tartışmasının ötesinde bu kaynağın sınırlandırılıp sınırlandırılmaması kaygısı ön plana çıkmaktadır ki bu şekildeki bir bilgi iktidarının sınırlandırılması, bireysel hayata ve özgürlüklerin korunmasına müdahale olarak değil, kabul edilebilir bir düzenleme olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak, sınırlandırılmayan gücün sonuçlarının önceden kestirilmesi de zordur. Asimetrik bilginin sınırlandırılması ve bilgi gücünün belirli kısıtlamalar altında kullanılması devletin sosyal ve iktisadi hayattaki konumunun belirlenmesi için de önemli bir göstergedir.
2. Asimetrik Bilgi ve Asimetrik Bilgi İktidarı
George A. Akerlof’un (1970:488-500) ikinci el otomobil piyasası ve sigortacılık sektöründeki olayları inceleyerek varlığını ileri sürmesi ve 2001 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nü J.Stiglitz ve M.Spence ile birlikte paylaşmasıyla geçerliliği perçinlenen kavram, günlük yaşamın hemen her alanında bir çok kez gözlemlenebilir hale gelmiştir.
Asimetrik bilgi, piyasalarda herhangi bir faaliyet hakkında, bazı ekonomik birimlerin diğerlerine oranla daha fazla bilgiye sahip olması ve/veya başkalarının bilme imkanının olmadığı bilgileri elde etme fırsatına sahip olunması sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Farklı iş çevreleri, bilgi simetrisinin optimal gerçekleşmesini engellemekte, bilgiye ulaşma imkanı olanlar ile bilgiye ulaşma imkanı kıt olanlar arasında simetri bozulmaktadır. Farklı piyasalar için farklı yoğunlukta olan bu ayrışma sonucu taraflardan biri diğer(ler)ine üstünlük sağlamaktadır. Buradaki temel sorun taraflararası bilgi farklılığı değildir. Aynı zamanda bilgi farklılığının giderek artması da değildir. Modernite, iş bölümü ve uzmanlaşmanın yoğun bir şekilde yaşandığı bir süreçtir ve bu sürecin, derinlemesine bilgi-yüzeysel bilgi ayrışımını kendiliğinden oluşturması kaçınılmaz hale gelmiştir. Buradaki temel sorun; taraflardan birinin bilgiye ulaşabilme ve/veya sahip olabilme imkanı nedeniyle bilgiye ulaşma imkanı olmayan/kıt olanları (öteki) zarara uğratmasıdır. Hemen şunun da belirtilmesi gerekmektedir ki asimetrik bilgi ile eksik bilgi temelde aynı olarak algılanabilmesine karşın farklılıkları olan iki tanımlamadırlar. Eksik bilgi, kişinin herhangi bir nesne, davranış biçimi, organizasyon veya olay ile ilgili olarak tam bilgiye sahip olamamasıyken asimetrik bilgide ikili bir ilişki ve aynı obje üzerinde karşı karşıya gelen taraflar arasında bilgi farklılığı söz konusudur. Ayrıca asimetrik bilgide bilgi paylaşımının kısıtlı olması, bilgi gizliliği ve bu gizliliğin verdiği üstünlükle birlikte bu üstünlüğün kazanıma dönüştürülebilmesi imkanları da mevcuttur. Bilgi eksikliği giderilebilir olmasına karşın bilgi asimetrisinde, taraflararası bilgi saklama ve saklanan bilgi vasıtasıyla kazanca ulaşma imkanı nedeniyle süreklilik söz konusudur. Bir iktisadi faaliyette, faaliyete konu olan bir mal ve hizmet üzerinde taraflardan birinin diğerine karşı olan bilgi üstünlüğü ve uzmanlık sahibi olması sonucu elde edilen maddi-gayrimaddi kazanç, asimetrik bilgi rantı olarak adlandırılabilir (Şimşek ve Karakaş, 2007:24). Bauman’ın (1996:62) da ifade ettiği gibi bilgi farklılığı ve bilgi birikimi elde edilmesi, diğeri üzerinde meşru bir üstünlük oluşmasına neden olmaktadır. Bilgi gücüne sahip olmak, öteki üzerinde maddi manevi iktidar gücüne sahip olunması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. A.Smith’in (1997, ilk basım 1776) sistematiği ile literatüre girmiş olan iş bölümü ve uzmanlaşma kavramını pratikte gerçekçi olarak yaşanmaktadır. Modern bilgi çağında bilgi, bir iktidar kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır ve objenin etken tarafından edilgen üzerinde sınırsızca ve engellenemez baskınlığına yol açılmıştır. Buradan hareketle bilgi ve iktidarın birbirini dolaysız olarak içerdiği görülmektedir (West, 1998).
Weber’in (1996) düşüncesinden iktidar, kişinin kendi iradesiyle diğer insanların davranışlarını belirleme gücü olarak anlaşılır. Başkaları üzerinde iktidar elde etmenin farklı şekilleri mevcuttur. Her ne şekilde olursa olsun iktidarın kullanımı, iktidarın buyruğu altına girenlerin bunu açıkça görememeleri ile ilişkilidir. Modern toplumlarda iktidar araçlarının çoğalması sonucunda icra yöntemleri de değişkenlik göstermektedir. Her ne kadar değişik icra şekilleri olsa da iktidarın icra yöntemleri, kişilik-mülkiyet ve örgütlenmeden yolan çıkılarak şekillenmektedir. Lukes’un (2002:627-670) anlayışında da iktidar, tanımı gereği taraflardan birinin diğeri üzerinde uyguladığı bir şeydir ve bir tarafın çıkarlarının tersi bir yönde diğerinin etkileme gücüdür (Tekelioğlu: 1999:123). İktidarın var olması bilgisiz mümkün değildir. Aynı zamanda bilginin iktidara yol açmadan var olması da olanaksızdır. Nihayet Foucault’a (2003:72) göre iktidar, her yeri kapsadığı için değil hayatın her alanında her yerden gelen, sürekli, tekrara dayalı, cansız, kendi kendini yeniden üreten her şeyiyle, tüm bu hareketliliklerden yola çıkarak beliren, bunların her birini destek alan ve geri dönerek onları sabitleştirmeye çalışan genel bir sonuçtur. Belli bir toplumda karmaşık bir stratejik duruma verilen addır. İktidar sayısız noktadan çıkarak, eşitsiz ve hareketli ilişkiler içinde işler.
İktidar; caydırıcı-özendirici ve şartlandırıcı olmak üzere üç temel kurgudan oluşmaktadır ve iktidarın kaynakları da kişilik-mülkiyet ve örgütlenmeden oluşmaktadır (Galbraith, 2004:11-75). Bilginin iktidar gücü ile ilişkilendirilmesi de mülkiyet kaynaklı olmasından ötürüdür. Bilgi elde edilmesi, o bilginin kullanımını ve nihayetinde o bilgiye sahip olmayana (öteki) karşı bir üstünlük sonucunu meydana getirmektedir. Aynı zamanda mülkiyetin elde tutulması en dolaysız iktidar uygulamasını mümkün kılmaktadır. Kişinin (kurumun) sahip olduğu mülk üzerindeki tasarruf hakkıyla, sahip olduğu bilgi mülkü üzerindeki tasarruf hakkı benzeşmektedir. Her ne kadar Galbraith’ın (2004:11-75) ileri sürdüğü gibi iktidarın elde ediliş şekli kişilik ve mülkiyetten örgütsel yapıya bir geçiş yapmış olsa da bu, mülkiyetin iktidar elde etmedeki rolünü değiştirmiş ya da zayıflatmış değildir. Gerek caydırıcı gerek özendirici ve gerekse de şartlandırıcı olsun ve her ne kaynakla (kişilik-mülkiyet-örgütlenme) elde edilmiş olursa olsun, gücün elde edilmesi moral yönden elde edilen iktidar gücünden daha etkin ve kalıcı değillerdir. Bu açıdan bakıldığında moral yönden elde edilen iktidar -ki bir kısmı şartlandırıcı yöntemi de içermektedir- en muhkem iktidar biçimini oluşturmaktadır (Mills, 1974:482-502).
Tekelioğlu’na (1999:128) göre, Foucault’un “bilgi iktidardır” sloganında iktidarın bilgiye tabi olduğu kastedilmez. Ayrılmaz bir ikili ilişki oluğunu ve iktidar ilişkilerinin doğal bir bileşeni olarak görür. Marksist açıdan iktidar bir güç, hegemonya, zor, otorite, baskı çağrıştırırken; Foucault’da hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Bilginin, iktidarın sağlam bir kaynağı olması tersinden bakıldığında daha net görülmektedirki bilgisizliğin önemli bir ram olma nedeni olmasını açıklamaktadır. Bu nedenle taraflararası bilgi simetrisinin belirli bir seviyenin üzerinde olduğu açık toplumların gelişme yolunda kaydettikleri mesafeler dikkat çekici düzeydedir.
3. Bilgi İktidarının Kısıtlanması-Ötekileşmenin Önlenmesi
Piyasa mekanizmasının her alanında, eşit olmayan bilginin varlığı söz konusu olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Klasik iktisadın tam rekabet piyasası -ideal piyasa- tam bilgi ve şeffaflık gibi iki önemli temel önerme üzerinde yoğunlaşmaktadır. Piyasa ekonomisinin cari durumu bu iki ideal piyasaya ne kadar yakın -uzak- olunduğu gerçeğine göre hareket etmektedir. İdeal piyasa, tamamen farazi bir olgu olmasına karşın yol gösterici olması açısından önemlidir. Çalışmanın bu bölümünde açıklanmaya çalışılacak olan olgu da bu noktadan hareketle başlamaktadır.
İdeal piyasa ile reel piyasa arasındaki farkın kaynağında yatan temel etkenlerden biri bilgi asimetrisidir. Bilgi, katma değeri yüksek olan bir kazanım kaynağıdır. Bu kaynağın sınırsızca kullanılması piyasa işlerliğini sekteye uğratma imkanına sahiptir. Asimetrik bilginin daima var olacağı gibi bir kesin yargı açık olduğundan belirli kısıtlamalar getirilerek sınırlarının daraltılması gerekmektedir.
Modern bilginin doğasında, tek doğru bilgi tekeline sahip uzmanların hemen her konuda, uzman olmayanlar adına karar verme yetkisini kazanması tüm toplumsal ilişkileri kökünden değiştirmiştir. Bauman’ın (1999:213-215) ifadesine göre bilgi anlayışındaki bu değişikliğe sanayi devrimi ile birlikte hızlı bir evrime giren teknolojik gelişmelerin de eşlik etmesi, belli konuda uzman olan bireyin tüm diğer alanlara yabancılaşmasıyla sonuçlanmıştır. Uzmanlık, geleneksel toplumlarda herkesin elinde olan becerileri alıp parlatıp keskinleştirirken insanlar artık uzmanların olmadığı bir dünyada kendi yaşamlarını yaşayamaz hale gelmişlerdir.
İktisadi anlamda bireyin-kurumun bilgi eğilimli iktidarının sınırlandırılması ve belirli bir denetim atına alınması için kamusal bir otorite çerçevesinde yapılanmanın sağlanması gerekmektedir. Bilgi asimetrisinden kaynaklanan sorunlar, piyasanın kendi haline bırakılması sonucunda dengeye gelmediği ve Braudel’in (1993:223) ele aldığı büyük ve küçük gediklerden biridir. Eğer piyasa aksaklığı konusunda belirli kamusal düzenlemelere gidilmez ise bunun sonucu anarşizme kadar gidebileceği gibi liberalizm ile arasında küçük bir geçiş süreci söz konusudur. Liberalizmde devlet her şeyden önce birey eksenli düşünmektedir ve vatandaşların ekonomik anlamda rekabete dayanan ve haksız rekabete dönüşebilme potansiyeline sahip olan işlevleri düzenleme sorumluluğu söz konusudur (Cantzen, 2000:26-34). İfade edildiği üzere bilgi katma değeri yüksek olan bir kazanım aracıdır ve çok kolay ranta dönüştürülebilme özelliğini haizdir ayrıca kısıtsız kullanımı piyasa etkinliğine sekte vurmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Bireylerin ihtiyaçlarını, başkalarını mağdur duruma sokmaları pahasına karşılamaları, bir sonraki aşamada mülkiyet hakkını elden alınmasına neden olacaktır ki bu olgu F. Bastiat’ın (1997: 5, ilk basım 1850) mülkiyetin yağmalanması ve yağma süreci adını verdiği sürece denk düşmektedir.
Piyasa düzenlemesi işlevinin gerçekleşmesi, piyasa işlerliğine yapılan bir engelleme olarak değerlendirilmemelidir. Düzenleme, kamu veya sivil otorite tarafından sağlıklı bir piyasa işlerliği için gerekli faaliyetler bütünüdür. Ancak, dikkat edilmesi gereken konu şudur ki çözüm sürecinin çözümsüzlüğe dönüşmemesi ve bürokrasiye takılıp işlerliğin sekteye uğraması da korkulacak bir şeydir. Eğer Mises’in anladığı anlamda bir bürokrasi oluşturulacaksa bu durum asimetrik bilgiden kaynaklanan sorunların sürmesini şiddetle istemek durumunda kalmamızı gerektirecektir. Zira Mises’e (2000:41) göre bürokrasi, kanun ve nizamlar sadece bireylerin hak ve hürriyetlerini güvence altına almak maksadıyla müracaat edilen bir müessese değildir. O, aynı zamanda iktidar mevkiinin devamlılığını tatbik ettirebilmesi için yararlanılan bir vasıtadır. Bu durumda, piyasa aksaklığının giderilmesi için kurulması düşünülen veya kurulan kurumlar etkinlikten ziyade etkinsizlik kaynağı olma potansiyeline sahip olacaklardır.
4. Ötekileşmenin Önlenmesinde Regülasyonun Rolü
Konuyu daha da derinleştirmeden baştan ifade etmek gerekir ki kullanılmakta olan öteki kavramı belirli bir tanım aralığına alınmalıdır. Bahsi geçen konuya göre ötekileşme denildiğinde zihinde uyanan düşünce, insanların bilgi sahibi olmadıkları, bilgi sahibi olmalarının istenmediği ve bilgiden uzak tutulduğu durumlarda üzerinde tasarruf edilen nesneye veya konuya (en genelinde objeye) karşı yabancılaştırılmalarıdır. İnsan doğasının ve sosyal yaşamın bir gereği ve gerçeği olarak bireyin, her konuda bilgi sahibi olmasının imkansızlığının gerçekliğinin yanında özel bir çaba sarfetmeye gerek kalmaksızın edinilebilecek, günlük yaşamda elde edilebilecek bilgilerden açık ya da zımni olarak mahrum edilmesi ötekileşme sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tür bir girişimde, elde edilmesi için özel bir gayrete gerek duyulmayan konularda dahi kişi objeden uzaklaştırılmış olmaktadır. Böylesi uygulamaları asgari seviyeye indirecek ve şeffaflığın ortaya çıkmasını sağlayacak olan girişimlerle piyasa başarısızlığının giderilmesine yönelik uygulamalar olarak tanımlanabilecek olan regülasyon kavramı Levin’e (1981:179-195) göre 1950’lerden sonra literatürde yer bulmaya başlamış ve 1960’lı ve 1970’li yıllardan itibaren geliştirilmiştir. Ancak bu dönemde regülasyon ile ilgili içeriksel bir gelişme ve açıklama (bu dönem için) detaylandırılmamıştır (Ogus, 2004).
Burada başta ifade etmek gerekir ki regülasyon kavramı oldukça geniş bir çerçevede değil dar anlamda çalışmanın ilgi alanıyla kısıtlı olarak temas edilecek düzenlemeler olarak anlaşılmalıdır. Özellikle KİT’lerin kamu mülkiyetinden kaynaklanan etkinsiz ve verimsiz yönetiminden kaynaklı bir çok problemin çözülebilirliği amacıyla yapılan düzenlemelerden ziyade doğrudan bu kurumlarla karşılıklı ilişki içerisinde bulunanlarla (-ki bunlar hem kamu otoritesi hem de bireyler olabilmektedir) kurum arasındaki bilgi eksikliği (şeffaflık sorunu) nedeniyle ortaya çıkan sorunların giderilmesine yönelik çabalara dair değerlendirmelere değinilmektedir. Guasch ve Hahn’ın (1999:138-139) piyasa başarısızlığı olarak ifade ettiği ve genelde kamu organizasyonlarında ortaya çıkan etkinsizliğin içerisine şeffaflık ve bilgi vermeme gibi nedenlerle asimetrik bilgi sorununun da ilave edilmesi gerekmektedir. Kök ve Çoban’ın (2002:3-4) da belirttiği üzere genelde piyasada hakim güç veya monopolistik yapı içeren kurumların piyasa etkinsizliğine yol açmaları bu türlü asimetrik bilgi sorununa yol açtığı öne sürülmektedir. Ayrıca gerek tüketicilerin gerek üreticilerin ve gerekse de düzenleyici rolünü üstlenen kurumun tercihler hakkında tam bilgiye sahip olamamaları da gerekli sistematiğin etkinleştirilmesinde bir asimetrik bilgi sorununa maruz kalmaları muhtemeldir (Paşaoğlu, 2003:26).
Kamu otoritesinin organizasyon şeması içerisindeki rollerinden biri de taraflararası bilgi simetrisinin korunması veya bilgi asimetrisinin azaltılmasına yönelik çaba sarfetmesidir. Bu durum düzenleyici kurullar mekanizmasıyla sağlanabilmektedir. Ancak burada düzenleyici kurullar ile kamu otoritesi arasındaki iletişimin ve bilgi paylaşımının etkinleştirilmesinin gerekliliği söz konusudur. Yani, düzenleyici (düşük bilgi sahibi) ile düzenlenen (yüksek bilgi sahibi) arasındaki bilgi asimetrisinin azaltılması gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki Vishwanath ve Kaufmann’ın (1999:14) da temas ettikleri gibi, piyasa yapısının karmaşık hal aldığı bazı durumlarda piyasa başarısızlığının giderilmesine yönelik bir uygumla olarak regülasyonun da etkisiz kalabileceği durumlar söz konusu olabilmektedir. Yani bir piyasada regülasyona yönelik kurumların ve çabaların olması piyasa işlerliğinin sağlıklı yürüyor olması anlamına gelmeyeceği belirtilmelidir. Ayrıca, esas olarak asimetrik bilgi sorunu sadece düzenleyici ile firma arasında sınırlı değildir. Asıl önemli olan ve çalışmada üzerinde vurgu yaptığımız gibi asimetrik bilgi sorunu düzenleyici otorite ile tüketici ve firma ile tüketici arasında da gözlemlenmektedir (Braeutigam, 1989:1332).
Devletin ekonomik hayatın içerisinde yer alma yöntemlerinden biri de regülasyon mekanizması ile gerçekleştirilmektedir. Müdahaleci devlet yapısında olduğu gibi düzenleyici devlet modellerinde de regülasyonun rolü önemlidir. Regülasyon, dar anlamda devletin ekonomiyi düzenleyici faaliyetlerini kapsamasının yanında geniş anlamda bakıldığında, politik bir faaliyetin, kamusal organizasyonların, dinamik bir süreç içerisinde yasal dayanaklar çerçevesinde sosyo-ekonomik amaçlara yönelik olarak etkinleştirilmesine yönelik çabalar olarak ifade edilmektedir (Çetin, 2007). Regülasyon kurumları kamu otoritesiyle piyasa aktörleri arasında düzenleme işlevini yerine getirmekle yükümlüdürler ve bağımsız olarak herhangi bir etkiye maruz bırakılmaksızın toplumsal faydayı koruma amacına yönelik olarak faaliyette bulunmaktadırlar (Oğuz, 2007:23-24).
Günümüz dünya ekonomisinin ezici çoğunluğunda iktisadi yaşam içerisinde devletin rolü, düzenleyici ve hakem olma şeklinde gerçekleşmelidir. Normal bir toplumsal yapıda kurumlararası ve vatandaşlararası toplumsal normların yanı sıra bazı kuralların uygulanması gerekmektedir. Bu kuralların uygulayıcısı hakemlik yapan bir devlet otoritesidir. Bu bağlamda devletin, kurumların ve bireylerin mutlak özgürlüklerinin kısıtlanması kaydıyla iktisadi optimizasyona yönelik çabaları bir açıdan regülasyon mekanizmalarının devreye sokulmasıyla sağlanabilmektedir. Bu mekanizma bir taraftan birey ve kurumların her ne şekilde elde etmiş olurlarsa olsunlar ellerinde bulundurdukları maddi-gayri maddi yetki ve olanaklarını sınırlandırıcı bir etki yaparken diğer taraftan bilgi asimetrisinin taraflararası ezici rant kollama imkanını sınırlandırıcı bir etki meydana getirecektir. Friedman’a (1988:54) göre, devlet mekanizmasının uygun etkinlikleri arasında ifade edilen bu hakemlik rolünün ötesinde karşı karşıya kalınan temel sorun, devletin sosyo-ekonomik hayattaki rolünün ne olduğu konusudur ancak bu sorunun cevabı tamamen farklı bir tartışmanın temasını oluşturmaktadır.
Mülkiyet hakkı kaynağından elde edilen tasarruf hakkının sınırlandırılması liberal açıdan bakıldığında geçerlidir. Patent halkası, telif hakları, işletme ve yönetim hakları veya miras yoluyla elde edilen mülkiyet, bilgi yoluyla elde edilen kazanımların sınırlandırılmasının gerekliliği Friedman’a (1988:60) göre liberal ekonomi anlayışında kuralların yorumunda hakemlik görevi üstlenen, tekelci rekabeti önleyen ve bu bağlamda sorumluluk sahiplerinin konumlarının belirlenip kollanması gerekenleri muhafaza eden bir devlet anlayışına ideal bir organizasyon olarak bakılmaktadır.
SONUÇ
İktisadi açıdan bakıldığında bilgi, sahip olan taraf için katma değeri yüksek yani oldukça kolay şekilde kazanıma dönüştürülebilen bir değerdir. Bir kere elde edildiğinde sahip olan tarafa üstünlük kazandıran bir bilginin taraflararası eşitsizlik yaratması olağan bir durumdur. Çalışma içerisinde bu durumun yaşamın kendi iç dinamiklerinin bir sonucu ve gerçeği olduğu ifade edilmeye çalışılmıştır. Şu konunun açıkça belirtilmesi gerekirki bilgi, bilgi asimetrisi ve bilginin kullanımının denetlenmesi ile ilgili bir konuda; taraflararası bilgi farklılığının nedeni, bilginin elde edilme imkanına sahip olma/olamama, bilginin taraflararası eşitsizliğe neden olması ve/veya sahip olunan bilginin içeriği ve değeri ile ilgili konular ilgili çalışmanın özünü değil çevresini ve ardıllarını oluşturmaktadır. Buradaki temel konu, -özellikle- sahip olunan bir bilginin iktidarı gerçeğine dikkat çekmeye çalışmaktır. Taraflararası bilgi farklılığı ve bu farklılık neticesinde belirli kazanımların elde edilmesi kabul edilebilir ve makul bir durumdur. Bilgi farklılığından kaynaklanan eşitsizliğin tümüyle dengesizliğe dönüşmemesi açısından gerekli görülen bazı önlemlerin alınması ve kamu otoritesinin denetleme ve hakemlik görevinden kaynaklanan yetkisi ile bu sınırların çizilmesi ve korunması gerekmektedir. Başta da ifade edildiği şekliyle, piyasada dengesizlik içerisinde bir dengenin var olabilmesi ve piyasanın denetim mekanizması aracılığıyla stabilize edilebilmesi gerekmektedir. Klasiklerin görünmez el mekanizmasıyla dengeye gelebileceğini öne sürdükleri piyasanın görünür el mekanizmasıyla denetim altına alınmasının daha gerçekçi olabileceği ifade edilmektedir. Görünür el mekanizmasının en bariz açıklaması da regülasyon kavramıyla karşılığını bulmaktadır. Regülasyonun işletilmesi gerekliliği veya hangi yöntemlerle uygulanması konusu ayrıca incelenebilir bir konu olması dolayısıyla, burada üzerinde durulan konu daha çok bu türlü bir uygulamanın başta bahsettiğimiz hedeflere yönelik uygun bir denetim mekanizması olup olmadığının sorgulanmasıdır. Denetim mekanizmasının işlevselliği piyasada kısmi bir denge oluşturacaktır. Taraflararası bilgi farklılığı, bir tarafın diğeri üzerinde sınırsızca kısıtlamasız olarak kullanılmasına imkan tanımamalıdır. Bu bağlamda belirli denetim kurumlarının organizasyonu gereklidir. En temel gerekçelerle bir araya gelmiş olan sivil toplum organizasyonlarının ve derneklerin yanı sıra, meslek odaları, yasal mevzuatlar, bilgi edinme hakkı veren düzenlemeler, şeffaflık ilkesinin benimsenmesi, düzenleme ve denetim işlevine yönelik organize edilmiş olan üst kurullar vb., regülasyona yönelik çabalar bütününü oluşturmaktadır.
Adem KARAKAŞ Salih ALP
ÖZET
Bilgi, sahip olanlar açısından katma değeri yüksek bir kazanım aracıdır. Sahip olan kişi ya da kuruma ayrıcalıklı konum verebilecek düzeyde olan bir bilgi, ekonomik yaşamın tarafları arasında “asimetrik bilgi sorunu”na yol açabilmektedir. “Bilgi”den kastedilen, herhangi bir ekonomik değerin niteliği ile ilgili olan bilgidir. Asimetrik bilgi her ne kadar güncel yaşamın sıradan normal gerçeklerinden biri olarak kabul edilse de bilgiye sahip olmayanlar üzerinde bir tasarrufun sözkonusu olduğu durumlarda incelenmesi ve üzerinde değerlendirmelerin yapılması gereken bir kavram haline gelmektedir. Özellikle bilgiye ulaşma imkanı olmayanlar ve bilgiyi saklayanlar ile bu bilgiyi edinememe neticesinde rasyonel davranışları engellenen aktörler açısından, asimetrik bilgi kavramı ve bu bilgi asimetrisinin azaltılmasına yönelik çabalar önemli hale gelmektedir. Piyasa aksaklıklarının -özellikle monopolist yapıya sahip piyasalarda- ortadan kaldırılmasının sağlanması amacıyla başvurulan regülasyon mekanizması, bilgi asimetrisinin azaltılması için etkili bir yöntemdir. Çalışmanın temel vurgu yaptığı konu da bu noktadır. Bilgi asimetrisinin, ekonomik aktörler arasında kazanç kaynağı olmasının ötesinde, bir üstünlük, rant veya iktidar kaynağı olmasının önlenmesi gerekliliğinin ve asimetrik bilginin pasif kısmında bulunan aktörlerin ötekileştirilmesinin önlenmesine yönelik değerlendirmelerde bulunulmaktadır.
1. Bilgi Kavramı ve Bilginin Ekonomik Değere Dönüştürülmesi
Sözlük anlamıyla; öğrenme-araştırma ve gözlem yoluyla elde edilen kavrayışların tümü olarak ifade edilen bilgi; en genel anlamıyla bireyin akıl-düşünme ve muhakeme yoluyla elde ettiği algı-değer-kavram ve ilkeler bütünü olarak tanımlanabilir (Söylemez, 2006:58-78). Keller ve Tergan’a (2005:5) göre bilgi zihni bir süreçtir, bilen kişi ile bilinen şey (obje) arasındaki zihni durumu açıklamak için kullanılır ve tanımsal olarak enformasyondan farklıdır. Enformasyon, kodlanma, saklanabilme ve en önemli ayrıcalığı olan aktarılabilme özelliğine sahip bilgidir. Aktarılabilir olması, aktif ve geçişken olması nedeniyle bilme sürecinde özneye bağlı olmaktan çıkabilmektedir. Farklı bir açıdan bakıldığında bilgi, eylemde etkin olan sonuçlara odaklanmış bir şeyi ya da bir kimseyi değiştiren enformasyondur (Drucker, 1993:71).
Kavramsal soyutluğuna karşın somuta dönüştürüldüğünde maddi-gayrimaddi katma değeri yüksek olan bilgi, sahip olan(lar) açısından değerlendirildiğinde önemli avantajlar sağlamaktadır. Toplumda, taraflardan birinin avantajının diğerlerinin dezavantajına rağmen gerçekleşmesi durumu, ideal piyasa işleyiş mekanizmasının bozulmasına neden olmaktadır. Bilgi açısından ele alınacak olursa; sahip olunan bilgi, aynı bilgiye sahip olamayanlar üzerinde tasarruf imkanını ortaya çıkarabilmektedir. Bu bağlamda, iktisadi olarak incelendiğinde piyasanın yapısını bozan ve aynı olgu üzerinde taraflardan birinin diğerine oranla daha fazla/farklı bilgiye sahip olması anlamına gelen asimetrik bilgi kavramı ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte başta belirtmek gerekir ki bilgi asimetrisi sosyo-ekonomik hayatın temelinde yer almakta ve gündelik hayatın tam ortasında dinamizmin sağlanmasında etkin rolü oynamaktadır. Bu açıdan bakıldığında bilgi asimetrisi var olan ve varlığı kabullenilmesi gereken bir olgudur. Sosyo-ekonomik hayatın dinamiği etkileşimle gerçekleşmektedir ve modern dünyada etkileşim kaçınılmazdır. Etkileşimin temelinde yatan da asimetridir. Buradan hareketle bakıldığında bilgi asimetrisi kavramı, kötülenecek veya kaygı duyulacak bir kavram olmasından öte kabullenilmesi gereken bir gerçekliktir. Endişe duyulması gereken yönü ise asimetrik bilginin bir iktidar kaynağı olarak sınırsızca kullanılmasıdır. Bilgi gücünü elde edenlerin veya elde tutanların herhangi bir kısıtlamaya tabi olmaksızın atacakları her adım bir sonraki adımın daha umarsızca ve bencilce atılabilmesine olanak tanıyacaktır. İktidar kaynağı olarak kullanılıp kullanılmaması tartışmasının ötesinde bu kaynağın sınırlandırılıp sınırlandırılmaması kaygısı ön plana çıkmaktadır ki bu şekildeki bir bilgi iktidarının sınırlandırılması, bireysel hayata ve özgürlüklerin korunmasına müdahale olarak değil, kabul edilebilir bir düzenleme olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak, sınırlandırılmayan gücün sonuçlarının önceden kestirilmesi de zordur. Asimetrik bilginin sınırlandırılması ve bilgi gücünün belirli kısıtlamalar altında kullanılması devletin sosyal ve iktisadi hayattaki konumunun belirlenmesi için de önemli bir göstergedir.
2. Asimetrik Bilgi ve Asimetrik Bilgi İktidarı
George A. Akerlof’un (1970:488-500) ikinci el otomobil piyasası ve sigortacılık sektöründeki olayları inceleyerek varlığını ileri sürmesi ve 2001 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nü J.Stiglitz ve M.Spence ile birlikte paylaşmasıyla geçerliliği perçinlenen kavram, günlük yaşamın hemen her alanında bir çok kez gözlemlenebilir hale gelmiştir.
Asimetrik bilgi, piyasalarda herhangi bir faaliyet hakkında, bazı ekonomik birimlerin diğerlerine oranla daha fazla bilgiye sahip olması ve/veya başkalarının bilme imkanının olmadığı bilgileri elde etme fırsatına sahip olunması sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Farklı iş çevreleri, bilgi simetrisinin optimal gerçekleşmesini engellemekte, bilgiye ulaşma imkanı olanlar ile bilgiye ulaşma imkanı kıt olanlar arasında simetri bozulmaktadır. Farklı piyasalar için farklı yoğunlukta olan bu ayrışma sonucu taraflardan biri diğer(ler)ine üstünlük sağlamaktadır. Buradaki temel sorun taraflararası bilgi farklılığı değildir. Aynı zamanda bilgi farklılığının giderek artması da değildir. Modernite, iş bölümü ve uzmanlaşmanın yoğun bir şekilde yaşandığı bir süreçtir ve bu sürecin, derinlemesine bilgi-yüzeysel bilgi ayrışımını kendiliğinden oluşturması kaçınılmaz hale gelmiştir. Buradaki temel sorun; taraflardan birinin bilgiye ulaşabilme ve/veya sahip olabilme imkanı nedeniyle bilgiye ulaşma imkanı olmayan/kıt olanları (öteki) zarara uğratmasıdır. Hemen şunun da belirtilmesi gerekmektedir ki asimetrik bilgi ile eksik bilgi temelde aynı olarak algılanabilmesine karşın farklılıkları olan iki tanımlamadırlar. Eksik bilgi, kişinin herhangi bir nesne, davranış biçimi, organizasyon veya olay ile ilgili olarak tam bilgiye sahip olamamasıyken asimetrik bilgide ikili bir ilişki ve aynı obje üzerinde karşı karşıya gelen taraflar arasında bilgi farklılığı söz konusudur. Ayrıca asimetrik bilgide bilgi paylaşımının kısıtlı olması, bilgi gizliliği ve bu gizliliğin verdiği üstünlükle birlikte bu üstünlüğün kazanıma dönüştürülebilmesi imkanları da mevcuttur. Bilgi eksikliği giderilebilir olmasına karşın bilgi asimetrisinde, taraflararası bilgi saklama ve saklanan bilgi vasıtasıyla kazanca ulaşma imkanı nedeniyle süreklilik söz konusudur. Bir iktisadi faaliyette, faaliyete konu olan bir mal ve hizmet üzerinde taraflardan birinin diğerine karşı olan bilgi üstünlüğü ve uzmanlık sahibi olması sonucu elde edilen maddi-gayrimaddi kazanç, asimetrik bilgi rantı olarak adlandırılabilir (Şimşek ve Karakaş, 2007:24). Bauman’ın (1996:62) da ifade ettiği gibi bilgi farklılığı ve bilgi birikimi elde edilmesi, diğeri üzerinde meşru bir üstünlük oluşmasına neden olmaktadır. Bilgi gücüne sahip olmak, öteki üzerinde maddi manevi iktidar gücüne sahip olunması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. A.Smith’in (1997, ilk basım 1776) sistematiği ile literatüre girmiş olan iş bölümü ve uzmanlaşma kavramını pratikte gerçekçi olarak yaşanmaktadır. Modern bilgi çağında bilgi, bir iktidar kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır ve objenin etken tarafından edilgen üzerinde sınırsızca ve engellenemez baskınlığına yol açılmıştır. Buradan hareketle bilgi ve iktidarın birbirini dolaysız olarak içerdiği görülmektedir (West, 1998).
Weber’in (1996) düşüncesinden iktidar, kişinin kendi iradesiyle diğer insanların davranışlarını belirleme gücü olarak anlaşılır. Başkaları üzerinde iktidar elde etmenin farklı şekilleri mevcuttur. Her ne şekilde olursa olsun iktidarın kullanımı, iktidarın buyruğu altına girenlerin bunu açıkça görememeleri ile ilişkilidir. Modern toplumlarda iktidar araçlarının çoğalması sonucunda icra yöntemleri de değişkenlik göstermektedir. Her ne kadar değişik icra şekilleri olsa da iktidarın icra yöntemleri, kişilik-mülkiyet ve örgütlenmeden yolan çıkılarak şekillenmektedir. Lukes’un (2002:627-670) anlayışında da iktidar, tanımı gereği taraflardan birinin diğeri üzerinde uyguladığı bir şeydir ve bir tarafın çıkarlarının tersi bir yönde diğerinin etkileme gücüdür (Tekelioğlu: 1999:123). İktidarın var olması bilgisiz mümkün değildir. Aynı zamanda bilginin iktidara yol açmadan var olması da olanaksızdır. Nihayet Foucault’a (2003:72) göre iktidar, her yeri kapsadığı için değil hayatın her alanında her yerden gelen, sürekli, tekrara dayalı, cansız, kendi kendini yeniden üreten her şeyiyle, tüm bu hareketliliklerden yola çıkarak beliren, bunların her birini destek alan ve geri dönerek onları sabitleştirmeye çalışan genel bir sonuçtur. Belli bir toplumda karmaşık bir stratejik duruma verilen addır. İktidar sayısız noktadan çıkarak, eşitsiz ve hareketli ilişkiler içinde işler.
İktidar; caydırıcı-özendirici ve şartlandırıcı olmak üzere üç temel kurgudan oluşmaktadır ve iktidarın kaynakları da kişilik-mülkiyet ve örgütlenmeden oluşmaktadır (Galbraith, 2004:11-75). Bilginin iktidar gücü ile ilişkilendirilmesi de mülkiyet kaynaklı olmasından ötürüdür. Bilgi elde edilmesi, o bilginin kullanımını ve nihayetinde o bilgiye sahip olmayana (öteki) karşı bir üstünlük sonucunu meydana getirmektedir. Aynı zamanda mülkiyetin elde tutulması en dolaysız iktidar uygulamasını mümkün kılmaktadır. Kişinin (kurumun) sahip olduğu mülk üzerindeki tasarruf hakkıyla, sahip olduğu bilgi mülkü üzerindeki tasarruf hakkı benzeşmektedir. Her ne kadar Galbraith’ın (2004:11-75) ileri sürdüğü gibi iktidarın elde ediliş şekli kişilik ve mülkiyetten örgütsel yapıya bir geçiş yapmış olsa da bu, mülkiyetin iktidar elde etmedeki rolünü değiştirmiş ya da zayıflatmış değildir. Gerek caydırıcı gerek özendirici ve gerekse de şartlandırıcı olsun ve her ne kaynakla (kişilik-mülkiyet-örgütlenme) elde edilmiş olursa olsun, gücün elde edilmesi moral yönden elde edilen iktidar gücünden daha etkin ve kalıcı değillerdir. Bu açıdan bakıldığında moral yönden elde edilen iktidar -ki bir kısmı şartlandırıcı yöntemi de içermektedir- en muhkem iktidar biçimini oluşturmaktadır (Mills, 1974:482-502).
Tekelioğlu’na (1999:128) göre, Foucault’un “bilgi iktidardır” sloganında iktidarın bilgiye tabi olduğu kastedilmez. Ayrılmaz bir ikili ilişki oluğunu ve iktidar ilişkilerinin doğal bir bileşeni olarak görür. Marksist açıdan iktidar bir güç, hegemonya, zor, otorite, baskı çağrıştırırken; Foucault’da hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanılmaktadır. Bilginin, iktidarın sağlam bir kaynağı olması tersinden bakıldığında daha net görülmektedirki bilgisizliğin önemli bir ram olma nedeni olmasını açıklamaktadır. Bu nedenle taraflararası bilgi simetrisinin belirli bir seviyenin üzerinde olduğu açık toplumların gelişme yolunda kaydettikleri mesafeler dikkat çekici düzeydedir.
3. Bilgi İktidarının Kısıtlanması-Ötekileşmenin Önlenmesi
Piyasa mekanizmasının her alanında, eşit olmayan bilginin varlığı söz konusu olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Klasik iktisadın tam rekabet piyasası -ideal piyasa- tam bilgi ve şeffaflık gibi iki önemli temel önerme üzerinde yoğunlaşmaktadır. Piyasa ekonomisinin cari durumu bu iki ideal piyasaya ne kadar yakın -uzak- olunduğu gerçeğine göre hareket etmektedir. İdeal piyasa, tamamen farazi bir olgu olmasına karşın yol gösterici olması açısından önemlidir. Çalışmanın bu bölümünde açıklanmaya çalışılacak olan olgu da bu noktadan hareketle başlamaktadır.
İdeal piyasa ile reel piyasa arasındaki farkın kaynağında yatan temel etkenlerden biri bilgi asimetrisidir. Bilgi, katma değeri yüksek olan bir kazanım kaynağıdır. Bu kaynağın sınırsızca kullanılması piyasa işlerliğini sekteye uğratma imkanına sahiptir. Asimetrik bilginin daima var olacağı gibi bir kesin yargı açık olduğundan belirli kısıtlamalar getirilerek sınırlarının daraltılması gerekmektedir.
Modern bilginin doğasında, tek doğru bilgi tekeline sahip uzmanların hemen her konuda, uzman olmayanlar adına karar verme yetkisini kazanması tüm toplumsal ilişkileri kökünden değiştirmiştir. Bauman’ın (1999:213-215) ifadesine göre bilgi anlayışındaki bu değişikliğe sanayi devrimi ile birlikte hızlı bir evrime giren teknolojik gelişmelerin de eşlik etmesi, belli konuda uzman olan bireyin tüm diğer alanlara yabancılaşmasıyla sonuçlanmıştır. Uzmanlık, geleneksel toplumlarda herkesin elinde olan becerileri alıp parlatıp keskinleştirirken insanlar artık uzmanların olmadığı bir dünyada kendi yaşamlarını yaşayamaz hale gelmişlerdir.
İktisadi anlamda bireyin-kurumun bilgi eğilimli iktidarının sınırlandırılması ve belirli bir denetim atına alınması için kamusal bir otorite çerçevesinde yapılanmanın sağlanması gerekmektedir. Bilgi asimetrisinden kaynaklanan sorunlar, piyasanın kendi haline bırakılması sonucunda dengeye gelmediği ve Braudel’in (1993:223) ele aldığı büyük ve küçük gediklerden biridir. Eğer piyasa aksaklığı konusunda belirli kamusal düzenlemelere gidilmez ise bunun sonucu anarşizme kadar gidebileceği gibi liberalizm ile arasında küçük bir geçiş süreci söz konusudur. Liberalizmde devlet her şeyden önce birey eksenli düşünmektedir ve vatandaşların ekonomik anlamda rekabete dayanan ve haksız rekabete dönüşebilme potansiyeline sahip olan işlevleri düzenleme sorumluluğu söz konusudur (Cantzen, 2000:26-34). İfade edildiği üzere bilgi katma değeri yüksek olan bir kazanım aracıdır ve çok kolay ranta dönüştürülebilme özelliğini haizdir ayrıca kısıtsız kullanımı piyasa etkinliğine sekte vurmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Bireylerin ihtiyaçlarını, başkalarını mağdur duruma sokmaları pahasına karşılamaları, bir sonraki aşamada mülkiyet hakkını elden alınmasına neden olacaktır ki bu olgu F. Bastiat’ın (1997: 5, ilk basım 1850) mülkiyetin yağmalanması ve yağma süreci adını verdiği sürece denk düşmektedir.
Piyasa düzenlemesi işlevinin gerçekleşmesi, piyasa işlerliğine yapılan bir engelleme olarak değerlendirilmemelidir. Düzenleme, kamu veya sivil otorite tarafından sağlıklı bir piyasa işlerliği için gerekli faaliyetler bütünüdür. Ancak, dikkat edilmesi gereken konu şudur ki çözüm sürecinin çözümsüzlüğe dönüşmemesi ve bürokrasiye takılıp işlerliğin sekteye uğraması da korkulacak bir şeydir. Eğer Mises’in anladığı anlamda bir bürokrasi oluşturulacaksa bu durum asimetrik bilgiden kaynaklanan sorunların sürmesini şiddetle istemek durumunda kalmamızı gerektirecektir. Zira Mises’e (2000:41) göre bürokrasi, kanun ve nizamlar sadece bireylerin hak ve hürriyetlerini güvence altına almak maksadıyla müracaat edilen bir müessese değildir. O, aynı zamanda iktidar mevkiinin devamlılığını tatbik ettirebilmesi için yararlanılan bir vasıtadır. Bu durumda, piyasa aksaklığının giderilmesi için kurulması düşünülen veya kurulan kurumlar etkinlikten ziyade etkinsizlik kaynağı olma potansiyeline sahip olacaklardır.
4. Ötekileşmenin Önlenmesinde Regülasyonun Rolü
Konuyu daha da derinleştirmeden baştan ifade etmek gerekir ki kullanılmakta olan öteki kavramı belirli bir tanım aralığına alınmalıdır. Bahsi geçen konuya göre ötekileşme denildiğinde zihinde uyanan düşünce, insanların bilgi sahibi olmadıkları, bilgi sahibi olmalarının istenmediği ve bilgiden uzak tutulduğu durumlarda üzerinde tasarruf edilen nesneye veya konuya (en genelinde objeye) karşı yabancılaştırılmalarıdır. İnsan doğasının ve sosyal yaşamın bir gereği ve gerçeği olarak bireyin, her konuda bilgi sahibi olmasının imkansızlığının gerçekliğinin yanında özel bir çaba sarfetmeye gerek kalmaksızın edinilebilecek, günlük yaşamda elde edilebilecek bilgilerden açık ya da zımni olarak mahrum edilmesi ötekileşme sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tür bir girişimde, elde edilmesi için özel bir gayrete gerek duyulmayan konularda dahi kişi objeden uzaklaştırılmış olmaktadır. Böylesi uygulamaları asgari seviyeye indirecek ve şeffaflığın ortaya çıkmasını sağlayacak olan girişimlerle piyasa başarısızlığının giderilmesine yönelik uygulamalar olarak tanımlanabilecek olan regülasyon kavramı Levin’e (1981:179-195) göre 1950’lerden sonra literatürde yer bulmaya başlamış ve 1960’lı ve 1970’li yıllardan itibaren geliştirilmiştir. Ancak bu dönemde regülasyon ile ilgili içeriksel bir gelişme ve açıklama (bu dönem için) detaylandırılmamıştır (Ogus, 2004).
Burada başta ifade etmek gerekir ki regülasyon kavramı oldukça geniş bir çerçevede değil dar anlamda çalışmanın ilgi alanıyla kısıtlı olarak temas edilecek düzenlemeler olarak anlaşılmalıdır. Özellikle KİT’lerin kamu mülkiyetinden kaynaklanan etkinsiz ve verimsiz yönetiminden kaynaklı bir çok problemin çözülebilirliği amacıyla yapılan düzenlemelerden ziyade doğrudan bu kurumlarla karşılıklı ilişki içerisinde bulunanlarla (-ki bunlar hem kamu otoritesi hem de bireyler olabilmektedir) kurum arasındaki bilgi eksikliği (şeffaflık sorunu) nedeniyle ortaya çıkan sorunların giderilmesine yönelik çabalara dair değerlendirmelere değinilmektedir. Guasch ve Hahn’ın (1999:138-139) piyasa başarısızlığı olarak ifade ettiği ve genelde kamu organizasyonlarında ortaya çıkan etkinsizliğin içerisine şeffaflık ve bilgi vermeme gibi nedenlerle asimetrik bilgi sorununun da ilave edilmesi gerekmektedir. Kök ve Çoban’ın (2002:3-4) da belirttiği üzere genelde piyasada hakim güç veya monopolistik yapı içeren kurumların piyasa etkinsizliğine yol açmaları bu türlü asimetrik bilgi sorununa yol açtığı öne sürülmektedir. Ayrıca gerek tüketicilerin gerek üreticilerin ve gerekse de düzenleyici rolünü üstlenen kurumun tercihler hakkında tam bilgiye sahip olamamaları da gerekli sistematiğin etkinleştirilmesinde bir asimetrik bilgi sorununa maruz kalmaları muhtemeldir (Paşaoğlu, 2003:26).
Kamu otoritesinin organizasyon şeması içerisindeki rollerinden biri de taraflararası bilgi simetrisinin korunması veya bilgi asimetrisinin azaltılmasına yönelik çaba sarfetmesidir. Bu durum düzenleyici kurullar mekanizmasıyla sağlanabilmektedir. Ancak burada düzenleyici kurullar ile kamu otoritesi arasındaki iletişimin ve bilgi paylaşımının etkinleştirilmesinin gerekliliği söz konusudur. Yani, düzenleyici (düşük bilgi sahibi) ile düzenlenen (yüksek bilgi sahibi) arasındaki bilgi asimetrisinin azaltılması gerekmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki Vishwanath ve Kaufmann’ın (1999:14) da temas ettikleri gibi, piyasa yapısının karmaşık hal aldığı bazı durumlarda piyasa başarısızlığının giderilmesine yönelik bir uygumla olarak regülasyonun da etkisiz kalabileceği durumlar söz konusu olabilmektedir. Yani bir piyasada regülasyona yönelik kurumların ve çabaların olması piyasa işlerliğinin sağlıklı yürüyor olması anlamına gelmeyeceği belirtilmelidir. Ayrıca, esas olarak asimetrik bilgi sorunu sadece düzenleyici ile firma arasında sınırlı değildir. Asıl önemli olan ve çalışmada üzerinde vurgu yaptığımız gibi asimetrik bilgi sorunu düzenleyici otorite ile tüketici ve firma ile tüketici arasında da gözlemlenmektedir (Braeutigam, 1989:1332).
Devletin ekonomik hayatın içerisinde yer alma yöntemlerinden biri de regülasyon mekanizması ile gerçekleştirilmektedir. Müdahaleci devlet yapısında olduğu gibi düzenleyici devlet modellerinde de regülasyonun rolü önemlidir. Regülasyon, dar anlamda devletin ekonomiyi düzenleyici faaliyetlerini kapsamasının yanında geniş anlamda bakıldığında, politik bir faaliyetin, kamusal organizasyonların, dinamik bir süreç içerisinde yasal dayanaklar çerçevesinde sosyo-ekonomik amaçlara yönelik olarak etkinleştirilmesine yönelik çabalar olarak ifade edilmektedir (Çetin, 2007). Regülasyon kurumları kamu otoritesiyle piyasa aktörleri arasında düzenleme işlevini yerine getirmekle yükümlüdürler ve bağımsız olarak herhangi bir etkiye maruz bırakılmaksızın toplumsal faydayı koruma amacına yönelik olarak faaliyette bulunmaktadırlar (Oğuz, 2007:23-24).
Günümüz dünya ekonomisinin ezici çoğunluğunda iktisadi yaşam içerisinde devletin rolü, düzenleyici ve hakem olma şeklinde gerçekleşmelidir. Normal bir toplumsal yapıda kurumlararası ve vatandaşlararası toplumsal normların yanı sıra bazı kuralların uygulanması gerekmektedir. Bu kuralların uygulayıcısı hakemlik yapan bir devlet otoritesidir. Bu bağlamda devletin, kurumların ve bireylerin mutlak özgürlüklerinin kısıtlanması kaydıyla iktisadi optimizasyona yönelik çabaları bir açıdan regülasyon mekanizmalarının devreye sokulmasıyla sağlanabilmektedir. Bu mekanizma bir taraftan birey ve kurumların her ne şekilde elde etmiş olurlarsa olsunlar ellerinde bulundurdukları maddi-gayri maddi yetki ve olanaklarını sınırlandırıcı bir etki yaparken diğer taraftan bilgi asimetrisinin taraflararası ezici rant kollama imkanını sınırlandırıcı bir etki meydana getirecektir. Friedman’a (1988:54) göre, devlet mekanizmasının uygun etkinlikleri arasında ifade edilen bu hakemlik rolünün ötesinde karşı karşıya kalınan temel sorun, devletin sosyo-ekonomik hayattaki rolünün ne olduğu konusudur ancak bu sorunun cevabı tamamen farklı bir tartışmanın temasını oluşturmaktadır.
Mülkiyet hakkı kaynağından elde edilen tasarruf hakkının sınırlandırılması liberal açıdan bakıldığında geçerlidir. Patent halkası, telif hakları, işletme ve yönetim hakları veya miras yoluyla elde edilen mülkiyet, bilgi yoluyla elde edilen kazanımların sınırlandırılmasının gerekliliği Friedman’a (1988:60) göre liberal ekonomi anlayışında kuralların yorumunda hakemlik görevi üstlenen, tekelci rekabeti önleyen ve bu bağlamda sorumluluk sahiplerinin konumlarının belirlenip kollanması gerekenleri muhafaza eden bir devlet anlayışına ideal bir organizasyon olarak bakılmaktadır.
SONUÇ
İktisadi açıdan bakıldığında bilgi, sahip olan taraf için katma değeri yüksek yani oldukça kolay şekilde kazanıma dönüştürülebilen bir değerdir. Bir kere elde edildiğinde sahip olan tarafa üstünlük kazandıran bir bilginin taraflararası eşitsizlik yaratması olağan bir durumdur. Çalışma içerisinde bu durumun yaşamın kendi iç dinamiklerinin bir sonucu ve gerçeği olduğu ifade edilmeye çalışılmıştır. Şu konunun açıkça belirtilmesi gerekirki bilgi, bilgi asimetrisi ve bilginin kullanımının denetlenmesi ile ilgili bir konuda; taraflararası bilgi farklılığının nedeni, bilginin elde edilme imkanına sahip olma/olamama, bilginin taraflararası eşitsizliğe neden olması ve/veya sahip olunan bilginin içeriği ve değeri ile ilgili konular ilgili çalışmanın özünü değil çevresini ve ardıllarını oluşturmaktadır. Buradaki temel konu, -özellikle- sahip olunan bir bilginin iktidarı gerçeğine dikkat çekmeye çalışmaktır. Taraflararası bilgi farklılığı ve bu farklılık neticesinde belirli kazanımların elde edilmesi kabul edilebilir ve makul bir durumdur. Bilgi farklılığından kaynaklanan eşitsizliğin tümüyle dengesizliğe dönüşmemesi açısından gerekli görülen bazı önlemlerin alınması ve kamu otoritesinin denetleme ve hakemlik görevinden kaynaklanan yetkisi ile bu sınırların çizilmesi ve korunması gerekmektedir. Başta da ifade edildiği şekliyle, piyasada dengesizlik içerisinde bir dengenin var olabilmesi ve piyasanın denetim mekanizması aracılığıyla stabilize edilebilmesi gerekmektedir. Klasiklerin görünmez el mekanizmasıyla dengeye gelebileceğini öne sürdükleri piyasanın görünür el mekanizmasıyla denetim altına alınmasının daha gerçekçi olabileceği ifade edilmektedir. Görünür el mekanizmasının en bariz açıklaması da regülasyon kavramıyla karşılığını bulmaktadır. Regülasyonun işletilmesi gerekliliği veya hangi yöntemlerle uygulanması konusu ayrıca incelenebilir bir konu olması dolayısıyla, burada üzerinde durulan konu daha çok bu türlü bir uygulamanın başta bahsettiğimiz hedeflere yönelik uygun bir denetim mekanizması olup olmadığının sorgulanmasıdır. Denetim mekanizmasının işlevselliği piyasada kısmi bir denge oluşturacaktır. Taraflararası bilgi farklılığı, bir tarafın diğeri üzerinde sınırsızca kısıtlamasız olarak kullanılmasına imkan tanımamalıdır. Bu bağlamda belirli denetim kurumlarının organizasyonu gereklidir. En temel gerekçelerle bir araya gelmiş olan sivil toplum organizasyonlarının ve derneklerin yanı sıra, meslek odaları, yasal mevzuatlar, bilgi edinme hakkı veren düzenlemeler, şeffaflık ilkesinin benimsenmesi, düzenleme ve denetim işlevine yönelik organize edilmiş olan üst kurullar vb., regülasyona yönelik çabalar bütününü oluşturmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder